|
GRİ KELEBEK MEVSİMİ ve MONA
LİSA DURUMLARI..
|
|
Kelebek
Sohbet |
|
|
| Uzun Bi Aradan Sonra
Tekrar Sizlerleyiz.Beklenen Script 10 Ayrı Cafede Yönetim
Ekibimiz Tarafından Test Edilmiştir
Kullanımında Hiçbir Pürüzle Karşılaşılmamıştır.Antivirüs
Taramalarında %100 Sonuç Vermiştir.(kayspersky,norton,trust,avast)
Güvenle ve Huzurla Indirip Kullanabilirsiniz.Kelebek Scriptin
Tek Download Adresi
www.kelebekgor.com 'dur
Yeni Neler'mi var ?
• Bağlantı Menüsü
Yenilendi.
• Görünüm Tamamen Değiştirildi.
• Mirc v6.17 Üzerine Kodlandı.
• Taban Tamamen Türkçeleştirdi.
• Kanal ve Özel Korumalar
Yenilenip Güncellendi.
• Oper ve Helper Arkadaşlar
Için Özel Menü Yapıldı.
• Daha Fazlasını Görmek
Için Programı Indirelim :)
|
Usul usul bize namuslu, vicdanlı,
ahlaklı olmayı küçük kelebek dokunuşları öğretti.
İnsanları kırmanın, incitmenin neden kötü olduğunu,
sahtekarlık yapmamak gerektiğini, yüzünde maskeyle
sırıtırken ısırmanın kötü bir şey olduğunu biz hep
kelebeklerin kanat çırpışlarında anladık. Yüzümüze doğru
huzurla esen o kelebek kanatlarının rüzgarında
“görünüşte o an yenilsen de, eğer tuttuğun yol doğruysa,
vicdanen ve aklen haklıysan, uzun vadede sen kazanırsın”
fikrini biz, her daim taze
kalan o “kelebek
mevsiminde” edindik. |
|
|
|
| |
 |
Özgür
Kelebeğin Aydınlık Yüzlü “Can Çocuğu” : Hadi Çaman
Seval Deniz Karahaliloğlu
Jale – (sözünü sakınmayan bir patavatsızlıkla sorar) Homoseksüel
misin?
Can – (gülerek bütün samimiyetiyle yanıtlar.) Hayır, sadece
körüm.
İşte bu kadarı yetti. Oyuna aşık olmamıza ve ruhumuza sonsuza
kadar kazınması için bu kadar kısa bir replik yetivermişti.
Özgün metni “Butterflies are Free” (Kelebekler Özgürdür), bir
avukatın gerçek yaşam öyküsüne dayanan popüler bir sahne oyunu.
Filme de çekilen eser, kör bir adamın kendisi olmayı öğrenme
sürecinde yaşadıklarını anlatır. Bu konuda en büyük yardımı ise
uçuk, kaçık bir hippi kızdan alır. Öte yandan, kendisini ısrarla
“hayattan korumaya” çalışan annesine karşı da bir mücadele
vermek zorundadır. Filmde, şirin, patavatsız “çatlağı” Goldie
Hawn oynamıştı.
Öyküsünü Leonard Gershe’nin kaleme aldığı, 1969 yılında
Broadway’da müzikal olarak sahnelenen “Butterflies are Free”
gördüğü büyük ilgi üzerine 1972 yılında sinemaya aktarıldı.
Başrollerini Goldie Hawn ve Edward Albert’in paylaştığı filmde,
doğuştan kör olan Don’un rüştünü yeni ispatlamış olan genç
oyuncu hippi kız Jill ile yeniden hayatı öğrenmesi, kendisi
olması, kimliğini keşfetmesi anlatılıyordu. Kapı komşusu Jill
ile bir aşk yaşayan Don gerçek özgürlüğü kendisine kol kanat
geren annesinden uzakta, San Fransisco’da izbe bir apartman
dairesinde bulacaktır. Anne Mrs. Baker rolünü oynayan oyuncu
Eileen Heckart hem oyunda hem de filmde rol aldı. Anne rolü ile
1973’de “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar”’ını kazandı.
Müzikleri Bob Alcivar bestelediği oyunda, müziklerin sözlerine
ise Randy Mc Neill imzasını atmıştı.
1980’lerin başında, Hadi Çaman “7 Tepe Oyuncuları Tiyatrosu’nu”
kurduğu dönemde, tiyatro topluluğu olarak sahneledikleri ilk
eser “Kelebekler Özgürdür” olmuştu. Don rolündeki Hadi Çaman’ı
Can karakterinde, deli dolu, tatlı kaçık oyuncu, hippi kız
Jill’i Jale olarak Füsun Önal’dan izlemiştik..
Gelelim benim “kelebek çarpması” macerasına ve ömür boyu sürecek
etkilerine. Yılını tam olarak hatırlayamasam da mevsimlerden
kesinlikle “kelebek mevsimiydi”.
Ankara’da AST sahnesinde oyun arasında çalınan müzik yüreğimize
yerleşivermişti. Öylesine doğal, öylesine sıcak ve samimi. Hiç
yadırgamadan “kelebek mevsimine” dahil oluverdik.
Oyundan çıktıktan sonra, berrak sesiyle can dostum Gülnur yol
boyunca Çiğdem Talu’nun sözlerini yazdığı, Bora Ayanoğlu’nun
bestesi unutulmaz şarkıyı mırıldanmıştı. “Kelebekler Özgürüdür”.
Dilimizde şarkılar, yüreğimizde dualarla tiyatrodan kaldığımız
yurda kadar yürümüştük. Şimdi bu satırları yazarken bile müzik
ve sözler hala aklımda. İçimdeki ses yavaş yavaş şarkıyı
mırıldanıyor.
Ya mevsiminde bir çiçeğin, ya pembesinde,
Bazen de bir söğüt dalının serin gölgesinde,
Yaşa dostum gönlünce, ömrünün keyfini sür,
İnsanlar değilse de, kelebekler özgürdür.
Ya sabahında baharın, ya gecesinde,
Bazen de bir çığ damlasının, yalın gerçeğinde,
Yaşa dostum dünyayı, ömrünün keyfini sür,
İnsanlar değilse de, kelebekler özgürdür.
Ya düşlerinde bir çocuğun, ya sevgisinde,
Bazen de yaşlı bir ozanın, iki dizesinde,
Ara dostum dünyayı, ömrünün keyfini sür,
İnsanlar değilse de, kelebekler özgürdür.
Ara dostum dünyayı, ömrünün keyfini sür,
İnsanlar değilse de, kelebekler özgürdür...
Hayat daha mı güzeldi? İyi insanlar henüz ölmemişti.
Çiğdem Talu’nun kanser olduğunu biliyorduk ama kurtuluş umudu,
sözlerini yazdığı kelebekler kadar tazeydi. İnanıyorduk Çiğdem
Talu yaşayacaktı. İyileşecekti. O kadar içten dua etmiştik ki.
“Ne olursun Allah’ım, Çiğdem Talu ölmesin, hastalığını yensin”.
“Ne olursun Allah’ım Çiğdem Talu yaşasın”. Dilimizde Çiğdem
Talu’nun sözleri, yüreğimizde meleklere gönderilen dualar, ruha
kazınan bir oyun. Yol boyunca durup durup “Oyun ne kadar güzeldi
değil mi?” demeler.
İyi de neden “güzel”? Cevap yok. Sadece “işte, çok güzeldi”. Beş
harflik “güzel” kelimesine sığıştırdığımız, yüreğimizden sarkan
binlerce anlam. Tıkış tıkış, irili ufaklı binlerce anlam. Şişkin
bohça gibi duran yüreklerden sarkıyor. Duyguların sözcüklere
tercümesi sıfır. İyi de neden “güzel”? Devamlı papağan gibi aynı
tekrar.
Ne kadar “güzeldi”. Öyle değil mi?
Hayata yeni göz açan acemi çaylaklar. Örselenmediğimizden,
birileri bizi kırıp dökmediğinden olsa gerek, “sorunsuz, aklı
beş karış havada, acemiler” olarak sözcüklerin gerçek
anlamlarını kavramaktan çok uzaktık. Henüz hamdık, pişmemiştik.
Elimizde, dizimizde, yüreğimizde yaralar yoktu. Ama biliyorduk.
Duygusal aklımız o kadarına izin veriyordu. Orada “farklı”,
“sıra dışı” bir şeyler olduğunu sezmiştik. “Kendisi olma” haline
bayılmıştık. Basitçe, “kör bir adamın hayat mücadelesi”
kıvamında bayat ve yüzeysel açıklamaların çok ötesine taşan bir
şeyler olduğunu, ruhumuzla kavramasaydık, bugün biz, biz
olmazdık!
Öyle ciddi “hımlar eşliğinde, eciş bücüş parmakları gözümüze
gözümüze sallayarak” bize bir şeyler öğrettiğini sanan yetkili
ve etkililerin haricinde, ne öğrendikse biz bu küçük, tatlı,
kaçamaklardan öğrendik. Hadi Çaman’ın kimliğinde canlanan, temiz
yüzlü Can’ın pırıl pırıl gülüşünden öğrendik. Hangisi Can’mı,
Hadi Çaman’mı? Ne fark eder?
Laf olsun diye o kadar “samimi”, o kadar “sahici” olunmaz ki.
Usul usul bize namuslu, vicdanlı, ahlaklı olmayı küçük kelebek
dokunuşları öğretti. İnsanları kırmanın, incitmenin neden kötü
olduğunu, sahtekarlık yapmamak gerektiğini, yüzünde maskeyle
sırıtırken ısırmanın kötü bir şey olduğunu biz hep kelebeklerin
kanat çırpışlarında anladık. Yüzümüze doğru huzurla esen o
kelebek kanatlarının rüzgarında “görünüşte o an yenilsen de,
eğer tuttuğun yol doğruysa, vicdanen ve aklen haklıysan, uzun
vadede sen kazanırsın” fikrini biz, her daim taze kalan o
“kelebek mevsiminde” edindik.
Mesela canım teyzem, “ne olursun Can’ı sevginle boğma, öldürme,
sıkma. Bırak yaşasın. Hayat o kadar kısa ki. Hayatın, sevginin,
yaşanmışlığın tekrarı yok. İzin ver kendi hatalarını kendisi
yapsın. Hata yapmak bir özgürlüktür! Çünkü insanidir. Doğaldır.
Başkasının hataları üzerine kurulan ve tamamen mahvedilen
hayatları yaşamaktansa, kendi hatalarında pişsin. Yaşasın. Hiç
olmazsa “senin yüzünden böyle oldu” pişmanlığı ile geri kalan
ömrünü heder etmesin.” demeyi biz “kelebek mevsiminde” öğrendik
ama sözümüzü diyemedik! Çünkü hamdık, henüz pişmemiştik!
Hayat bizi kebap kıvamında dövüp, henüz ehlileştirmemişti.
Sevgilerin köle edici etkisini anlamaktan çok uzaktık. O
sahiplenici, mahveden, zaman zaman deli gibi boğulduğumuz
anlarda, samimi olmayan ama “keşke ölse” dedirten etkiyi henüz
yaşamamıştık!
Sevmek, özgür bırakmaktır! Sahiplenmek değil. Her şeyin mükemmel
olmasına gerek yok. Hayat zaten mükemmel değil ki. Bu eşyanın
tabiatına aykırı.
Bir kelebeğin ömrü ne kadardır?
Yapma teyzem, aydınlık gülüşü bu çocuğa bunu yapma! Ah, canım
teyzem, bırak Can yaşasın. Kör olması, yeteneksiz bir ahmak
olduğunu göstermez. Can zeki, duyarlı, akıllı, aklı başında,
doğruyu eğriyi ayırt edebilen, cesur, genç bir adam. Sadece,
hayat tecrübesi yok. En önemlisi, ne “istemediğini” biliyor.
Yani, sıralamayı doğru yapıyor. Seninle birlikte yaşamak
istemiyor! İkincisi ne “istediğini” biliyor. O, “özgür olmak”
istiyor. Bunu seninle birlikte, senin o sıkıcı, disiplinli,
insanı boğan kontrolünde yaşarken öğrenebilmesi mümkün değil.
Problemi gözlerinde, Allah’a şükür aklında ve yüreğinde değil.
Esas diğer türlü olsaydı korkman gerekirdi.
Onu biraz rahat bırak. Bu izbe apartman dairesini seviyor. Her
türlü izbeliğine ve hatta konforsuzluğuna aşık. Çünkü bu daire
“onun dairesi”. Onun krallığı. Onun özgürlük alanı. Kendisi
olmayı, insanlara güvenmeyi, hayal kırıklığına uğramayı, aşık
olmayı, canı yandığında bağıra bağıra ağlamayı hep burada, kendi
krallığında öğrenecek. Bunu ondan esirgeme.
Bunları ben hep “kelebekler özgürdür” oyunundan öğrendim ama
Allah için sindirmem biraz zaman aldı. Çok leziz yemeklerin bile
bir sindirilme süreleri vardır. Öyle, değil mi?
Can kimliğinde Hadi Çaman’ın “hayata asılışına, kendi hayatına
sahip çıkışına” aşık olmuştuk ama aşık olduğumuz fikri, anlam
itibariyle “içselleştirmek” biraz zaman aldı.
Can’ın annesine bunları hiçbirini söyleyemedim tabii. Bir de
oyunun bazı sahnelerinde “Aman Can bak bir yerlere çarpacaksın”
deyip sahneye fırlayıp Hadi Çaman’ı kolundan tutma isteğine
karşı savaşmak zorunda kaldım. Öylesine gerçekti ki. Hakikaten
kör müydü? Bir ara şüpheye bile düştüm. Oyunun sonunda
seyircileri selamlarken anladım kör filan değildi. Sadece “gönül
gözü kapalı, bazı bakan körlere bir şeyler anlatmaya
çalışıyordu”. O kadar!
Tanrım, Can ya da Hadi Çaman ne kadar tatlı gülüyordu. Gülmek
kalbimize ve ruhumuza iyi gelir, yumuşatır. O yüzden sahte,
alaylı gülüşler en çok acıtanıdır.
Sevgili Hadi Çaman, namı diğer sevgili “Can Çocuk”, senin hasta
olduğuna nasıl inanırım? O harika, aydınlık gülüşlü Can’ın
hayata küsmesi mümkün mü?
Senin de değin gibi,
Üstelik “kelebekler bu kadar özgürken”.
“Kelebek mevsiminde” yine seni sahnede aydınlık gülüşün,
yüreklere umut veren sıcaklığın ile görebilmek dileğiyle…
Sayfada bulunan yazılar alıntı olup, kaynağı izedebiyat.com
'a ayittir. Sonusuz teşekürler.
|
|
|